kırmızı bacalı ev...

biliyorum ki biz orada olabilseydik siz de burada olacaktiniz. bu mekan mesafeleri kisaltip sizi misafir edebilmek icin... buyruuun hosgeldiniz :)

Salı, Aralık 21, 2004

1000.


1000. misafir odulu

ey su anda evimizi ziyaret etmekte olan kisi! evet evet siz! saat 15:22 ve bugune bugun kirmizi bacali eve misafir olan bininci guzel insansiniz, tebrikler! sizi tabii ki duruma uygun bir sekilde odullendiriyoruz... hayirli olsun efenim...

Pazartesi, Aralık 20, 2004

ringo & gringo



iste meshur ringo ve gringo! hakan abi bahsetmisti, babalari alaska kurdu (husky), anneleri ise alman kurdu imis bunlarin. hic kurda filan benzer halleri var mi sunlarin baksaniza! ekrandan elini uzatip yakalayivermek geliyor insanin icinden...

soru: bunlar bize gore alaskali, yahudilere gore alman mi sayilacak simdi?

Perşembe, Aralık 16, 2004

melike kuzen

vatandaslarimizin hatiri sayilir bir kisminin nufus cuzdani en az bir hatali bilgi icerir. dini ve cinsiyeti disindaki hanelere pek onem vermez nedense nufus memurlari, adamin soyadini bile yanlis yazmaya kadar gotururler isi... adim da dogru olmayacaksa, kimlik kismisi; sozluk anlamiyla kisinin kim oldugunu tanitlayan(?) belge ne ise yarar ki?

bu kadar gevezeligi melike kuzen'in dogum gunu serefine yaptim desem, inanir misiniz? aslinda kisaca girizgahi, nufus cuzdaninda ocak dogumlu oldugu belirtilmesine ragmen, benim sevgili melike kuzen'im 16 aralik'ta, yani birkac sene once bugun dogmustur... seklinde yapacaktim... araya nufus memurlari girdi.

bakmayin sesinin cikmadigina, kuzenim kirmizi bacali evin sessiz misafirlerinden.. zaten sesi ciksa da cikmasa da buradaki herkes onu taniyor, ayrica bir takdime gerek yok sanirim. ben bugun ona pursaglik, purnese ve her sabah baska bir heves icinde karsilayacagi en guzel, en muhtesem gunleri nasip etmesini diliyorum Allah'tan... agzin kulaklarina hic hasret kalmasin, gozlerindeki kahkaha etrafindakilere sicrasin, yuzundeki ilk ve son cizgiler gulme cizgileri olsun ve gun bitip yastiga basini koyarken "bundan daha guzel bir gun olamazdi" diyesin, her gece...

hayirli uzun yillari bizlerle paylasman dilegiyle gonlunce... iyi ki dogdun pek sevgili kuzenim...

***
not: hadi sen de kbe onunde fotograf cektir de, senin de resmini ekleyecegim buraya...

komsularla tanisma

yazin hafta sonlari cok hareketli idi burasi. eksik olmasinlar, arkadaslarimiz bizi yalniz birakmadi... bizim de arayip bulamadigimiz seydi bu, kalabalik icinde su gibi akip gecti zaman... halûk'un annesinin de bizimle oldugu hafta sonlarindan birinde, eskiden yasadigimiz yerden, troy'dan birkac aile ziyaretimize gelmisti. biz arkadaslardan birisiyle mutfakta hazirlanirken, halûk'un annesi sag olsun, diger hatun kisileri alip yuruyuse cikarmisti etrafi gostermek icin. bizim evden bir ev sonra sagda bir mezarlik var. tam oradan gecerlerken adamin biri pat diye onlerine cikip bozuk bir siveyle "Allahuekberr!" diye bagirmis... mezarlik hiristiyan mezarligi, bizimkilerin saskinliktan dili tutulmus tabii bir an... ne oldugunu anlamaya calisirlarken, adamcagiz iclerinde ingilizce bilen bir tanesine; konusmalarina kulak misafiri oldugunu, esinin de turk oldugunu, biraz ileride oturduklarini ve onlari esiyle mutlaka tanistirmak istedigini soyleyerek kollarindan cekistirmeye baslamis... korka korka bu yabanci adamin pesine takilmislar ve meshur tulay hanim'la tanismislar o gun.. daha sonra da biz tanistik...

aradan zaman gecince isin asli, yani rick'in mezarlikta oturup duruken birden neden aska geldigi anlasildi. daha once universitedeki turk hocalardan birine sormus rick, hocam sokakta bir turk gorursem nasil hitap ederim, nasil selam veririm diye... hoca da nedendir bilinmez, "selamunaleykum" dersin diye ogretmis. buncagiz da bizimkileri gorunce, gecip gidecekler endisesiyle heyecanlanmis ve selamunaleykum diyecegine, Allahuekber diye bagirmis... mezarlikta dunyanin faniligini anlayip imana gelme gibi bir durumu yok yani bildigimiz kadariyla... belli mi olur, Allah'tan umit kesilmez...

Çarşamba, Aralık 15, 2004

mutfak malzemeleri

komsularimizla profesyonel mutfak malzemeleri satilan bir magazaya gittik dun. aslinda gunu ozetlemis oldum ama, tek cumleyle olmaz, bu cumleyi ogelerine ayirip, sonra da bu ogeleri tek tek aciklamak lazim:

gittik (yuklem): arabaya bindik, gittik, bunu aciklamaya gerek yok.

dun (zaman bildiren zarf tumleci): esas olarak ayin on dordune isaret eder. yazinin yayinlanma gunu ve altinda yayinlandigi tarih arasindaki fark kafalari karistirmasin diye bunu da aciklamis olduk.

profesyonel mutfak malzemeleri satilan magazaya (dolayli tumlec): yaklasik bir saat suren (gidis gelis bir bucuk saat, nedense donus daha cabuk oldu) yolculugun sonunda bir 'mutfak' dukkanina ulastik. dukkanin adi chef's equipment emporium. icinde mutfakla ilgili akla gelebilecek, hatta gelmeyecek irili ufakli her sey var. hayatimda hic gormedigim, varligini dusunemeyecegim tuhaf tuhaf malzemeler de dahil... mesela yan yana astiklari cesitli taslar var, bunlardan birini tencereye atarsaniz sut (veya corba, su vs.) tasmiyor, birini kahverengi seker kavanozunun icine atarsaniz seker sertlesmiyor, oburunu baska bir nanenin icine atinca bilmem neyi onluyor filan... harry potter'in sihirbazlik okulu gibi bir yer... o kadar cok cesit vardi ki, her seyi hatirlamiyorum bile. bu taslardan tutun da mutfak mobilyalarina kadar her tur malzeme mevcut. agzim acik dolastim bir saatten fazla bir sure...

biz (gizli ozne): ben ve komsular; komsulari bir sonraki maddede aciklayacagiz.

komsularimizla (edat tumleci): komsulardan bahsetmeden once tumlec hadisesi uzerinde durmak istiyorum. bunun edat tumleci mi yoksa zarf tumleci mi oldugu uzerinde bir muddet dusundukten sonra edatta karar kildim. memnuniyetinizi dostlariniza, yanlisim varsa bana iletiniz lutfen. eskiden bunlari peynir ekmek gibi cozerdik yahu. edebiyat veya turkce ogretmenligi okumus arkadasimiz yok ki, soralim. halbuki ben lisede demistim, herkes baska meslek okusun, hic degilse temel gruplardan birer mensubumuz bulunsun, bak ilerde lazim olur diye... insanin arkadas grubunda mutlaka bir doktor, bir bilgisayar uzmani, bir avukat, bir din gorevlisi (ilahiyat mezunu olacak), bir turkce ogretmeni, bir ingilizce ogretmeni (veya tercuman) ve mumkunse bir de medya mensubu bulunmali... en az... bunlarin uzerine bir de bakan, ya da hic degilse milletvekili ekledin mi, sirtin yere gelmez. belki yas ilerledikce baska ihtiyaclar da cikabilir, psikolog, guzellik uzmani, tatil koyu sahibi (turizmci) gibi... ama bari simdilik yukaridakiler olsaydi...

neyse, sadet... bizimle ayni yol uzerinde bir kac ev ileride oturan bir aile var. hanim turk, esi italyan asilli amerikali. hanimin tanidigi ve zaman zaman gorustugu baska bir hanim daha var. karismasin diye bunlardan ilkine tulay hanim, ikincisine ise emine hanim diyelim, zira isimleri oyle... tulay hanim, sagolsun gecen hafta sonu beni arayip, boyle boyle bir yere gidecegiz, sali gunu vaktin varsa seni de goturelim dedi, ben de kabul etmistim... sali gunu ogleden sonra tulay hanim'in esi rick ucumuzu toplayip, mevzuubahis mutfak dukkaninda saldi... saldi dediysem kendisi bizden merakli, italyan ya... espresso ve makarna yapma makinelerinin basindan zor ayirdik... aksam olunca da kosarak evlerimize dagildik.

amacim tanisma hikayemizi de anlatmakti, lakin cok uzamis olacak. binaenaleyh arkasi yarin...

Salı, Aralık 14, 2004

ilham kaynaklari


kirmizi bacali evde anne&baba

14 aralik... benim canlarimin, annem ve babamin evlilik yil donumu... masallah, Allah nazardan saklasin, tam otuz iki muhabbet dolu yili omuz omuza devirmis oldular bugun. sukur bu yillari Yaradan'a...

Rabbim nice hayirli, saglikli, mutlu, huzurlu, ici sevenler ve sevilenlerle dolu otuz ikiler'i birlikte goguslemelerini nasip etsin onlara. gonullerimizin sultani, hayatlarimizin ilhami olmaya devam etsinler yillar, yilar boyu insallah...

canim annem, canim babam sizi cook seviyorum ben...

Pazar, Aralık 12, 2004

hos geldin



12.12.2004

ummuhan ve osman'in biricik minicik halit eren'leri oldu. saglik ve mutluluk dileriz hepsine...

Cuma, Aralık 10, 2004

kalem, trafik, corba

gecelerden persembe gecesi... maalesef belim yine muhtemel uzun sureli oturma eylemlerine izin vermiyor. dolayisiyla kagit kaleme talim edecegiz, uzun oturus teknigi kullanarak. (iki uzun farkli anlamlarda burada, boyle bir sanat vardi sanki edebiyatta, neydi ki adi?) vucudun kendini korumak icin beyne gonderdigi sinyaller ne garip, ne kuvvetli, yaptirim gucu ne kadar yuksek... bir makinede bu kadar mi cesitli sensor olur ve bunca sensorun ayni anda gonderdigi sayisiz bilgiyi yine aninda analiz edip bir rapora, bu raporu bir dizi karara, bu kararlari harekete ceviren beynin yirmi dort saat yedi gun sabit performansla calisabiliyor olmasina bu denli hayret etmek icin insanin illa bir yerlerinin agrimasi ve gecenin bir vakti geyik niyetine eline kagit kalem almasi mi gerekir? bugunlerde ne de cok seye hayret ediyorum...

kagida kalemle yaziyorum dedim ya... (kalem ve kagit kullaniyor olmanin, icatlarindan bunca yil sonra tekrar yazi konusu olacagini kim tahmin ederdi?) aslinda cok da konsantre olamiyorum, belli oluyor mu bilmem. zira kullandigim kalem buna izin vermiyor. bu, annemin "gorunce aklima hemen sen geldin" diyerek bana hediye ettigi ve henuz bizim gorme serefine nail olamadigimiz suhendan kuzenin meshur kirtasiyesinden aldigi bir 0.5 kursun kalem. tepesi kocaman pembe(!) bir yilan kafasi seklinde ve iki yanindaki dugmelere basinca kirmizi dilini cikariyor upuzun. hani su dogum gunlerinde, partilerde uflenen, uflenince ileri dogru uzayan cihazlar var ya, adini hatirlayamadim simdi, onlar gibi. bilgisayar basinda da degilim ki, hemen kapsamli bir arastirma yapip adini bulayim, degil mi ama? (aslinda su anda bilgisayar basindayim da, o zaman degildim ya hani... tamam tamam) bu kalemin anneme beni hatirlatmis olmasini ise hic irdelemeden geciyorum, yoksa yine ipin ucunu kaciracagiz...

dun evimiz iki aylik tarihinin hem ziyaretci, hem ziyaret edilme rekorunu kirdi. toplam otuz dort ziyaretciden alti tanesi biraz da can dundar sayesinde, irak'taki amerikan askerlerinin soykirim yapmis oldugu "o yer"in ismini google'da arayarak, evimizi ziyaret etmis oldu ve tahmin ederim ki amaclarina cok uygun bir ziyaret olmadi bu... yerin ismini tekrar kullanmiyorum ki, aramalarda bir de bas sirada cikmayalim... dunku yazdigim yaziya bakiyorum da, geri kalan bunca trafigi bal kabagi corbasi cekmedi ya?? dun de pirasa corbasi yapip yedik, onu da mi yazsam acaba arzu karaman'in tavsiyesine uyup...

Çarşamba, Aralık 08, 2004

meshuur bal kabagi corbasi



evde kabak vardi, tarifi corbayi yapip fotografini cektikten sonra verelim dedik. fotografta suzme mercimek corbasina benziyor gorunus olarak ama esasinda oldugundan biraz daha sari cikti gun isiginda cekmedigim icin, bir de kivami koyu olunca sutunu normalden fazla ekledim. siz yapinca portakal rengi olacak bu corba, sasirmayin... denemeyi dusunenleri (ornek vermek gerekirse bas harfi arzu karaman olan arkadas) onceden uyarayim, bu bildiginiz corbalardan degil. corba dedigin kirmizi olur, ispanakli yas pasta sacmadir, gul dedigin mavi olmaz gibi onyargilardan bolca edinmisseniz hayatinizda veya oyleleri uzerinde deneyecekseniz corbanizi tezahurat almanizi garanti edemem, ona gore! ama bizim evde bal kabaginin bu sekli iyi tezahurat aliyor...

gelelim malzeme listesine ve ayni zamanda ikinci uyarimiza. bendeniz ahciliktan epey uzak bir sahsiyet oldugumdan, yemekleri bir kere ana fikir olarak kavradiktan sonra buldugumu karistirmak suretiyle yapiyorum. dolayisiyla bahsettigim malzemeler uzerinde hem miktar, hem icerik olarak damak halinize gore istediginiz gibi oynayabilirsiniz, bence bir mahsuru yoktur...
  • assolist: bir kucucuk ficicik bal kabagi (1 kilo kadar)
  • 1 buyuk sogan
  • 2 havuc (pismis havuc kokusu favorilerim arasinda degil; ben bir tane kullandim)
  • 1 buyuk patates
  • 1 buyuk dis sarimsak
  • tavuk suyu veya bulyon
  • krema
  • ve bir yigin baharat (tuz, karabiber, kimyon, muskat, defne yapragi, karanfil)

assolist disindakilerin hicbiri olmazsa olmaz degil, tekrar hatirlatayim. "ayyy evde muskat taze bitmis, corbasiz kaldik gordun mu" meyaninda bir galeyana mahal yoktur. hatta ben assolisti bile daha az kullandim. muhim olan niyettir. zaten ameller de niyetlere baglidir. nihayet geldik yapilisina:

oncelikle bal kabagini tatli yapar gibi dilimlere ayiracagiz ve kabugu disinda her tarafini sivi yag ile yaglayip 175 derece firina atacagiz (soymadan). makul buyuklukte parcalara ayirdigimiz havuclari da sivi yag ile hemhal eder, kabaklarin yanina gonderirsek, firinla isimiz bitmis demektir. (yaklasik bir saat sonra firini kapatmayi unutmayin ama... vazgectim, parcalarin buyuklugune gore bu da degisir, ara ara bakin en iyisi siz, yumusayani cikarin firindan, bizimkiler bir saatte oldu) kabaklarin kasikla ici alinabilecek kivama gelmeleri yeterli, hatta hazir gelmisken, elinizde de kasik varken icleri ayiriverin, bir kenarda dursun. azicik sert kalmissa mesele yok, hepsinin hesabini gorecegiz blendir marifetiyle sonradan.

isin en onemli kismi bitti. simdi corba tenceresinde once dogranmis sogani, biraz sonra da dogranmis sarimsagi tercihe gore zeytinyag veya tereyag ile kavuracagiz. dogranmis patatesi de ekleyip biraz cevirdikten sonra, kabak ve havuclari ekleyecegiz. cevir cevir iki kere daha, tamam. simdi tavuk suyu veya su+bulyonda sira. ve son olarak baharatlar; tuz, karabiber, bir defne yapragi, azicik kimyon, azicik muskat rendesi (veya toz muskat), bir veya iki tane de karanfil, bunlar da tamam. simdi gozumuzu dikip bakacagiz kaynasin diye, kaynayinca da patatesler pissin diye bu sefer. hersey pistikten sonra blendirdan gecirip kremayi da ekledik mi, mmmm mis gibi corba... afiyet olsun!

son bir not daha; genellikle evde krema hazir bulunmuyor cabuk bozuldugu icin. bir de cook yagli krema. ben cogu zaman suyunu az tutup, sut kullaniyorum kremali corbalarda.

burada kabagin envai cesidi var. bizim kullandigimiz armut biciminde olanlardandi. aslinda bunu halûk kabak tatlisi yapmak icin kendi elleriyle secmisti ama, ben yarisina corbalarin gucu adina el koydum. cekirdeklerini de tuzlayip firina attik, oldu bize film seyrederken eglencelik... fakat ne olursa olsun, gecenin yildizi tatliydi. halûk'cugum sagolsun o kendi halinde masum masum duran yarim kabagi oyle guzel bir tatliya cevirmis ve suslemisti ki, fotografi filan unuttuk, gece saat on ikiyi vurmadan hapir hupur yedik afiyetle. darisi basiniza...


Salı, Aralık 07, 2004

ucan kaz


nills, morrton ve carrot

eminim herkes en az bir defa okumustur yaban kazlarinin neden V seklinde uctuguna dair olan arastirma sonuclarini. ben her okuyusumda hayret ve hayranlik icerisinde kaliyorum. bir de her seferinde aklima kucukken en sevdigimiz cizgi filmlerden olan "ucan kaz" geliyor. nills'in omzunda gezen carrot, hep r'lerin ustune bastira bastira morrrton derdi ya, biz de tum r'leri bastirarak telaffuz ederdik o zaman.. nills derken de l'leri uzatirdi... bizim cizgi filmler daha mi guzeldi, yoksa simdi cocuk olsak ucan kaz'a burun mu kiviririz, o geyigin uzar gider kismi. ben yine kazlarin takdire sayan hikayesini yazacagim buraya; tekrar tekrar sasiralim diye... hatta tiklayin da, fonda cizgi filmin muzigi calsin, bakalim bir seyler hatirlatacak mi?

  • "V" şeklindeki diziliş sayesinde, kuşların her biri kanat çırptıkça arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı oluşturuyor. böylece "V" şeklinde uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçuş menzillerini % 70 oranında uzatıyorlar. yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlar.
  • bir kaz, "V" grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. çünkü diğer kuşların oluşturduğu hava akımının dışında kalmış oluyor. bunun sonucunda genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna grupla devam ediyor.
  • "V" grubunun başında giden kaz diğerleri gibi hava akımından yararlanamıyor. bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geliyor. bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz, grubun her noktasında yer almış oluyor.
  • uçus hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar.
  • gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılıp yanına gidiyorlar. Tekrar uçabilene (ya da ölümüne) kadar yaralı kuşu koruyor ve asla terk etmiyorlar. daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar. hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor.

demek ki bu ucan kazlar, adem ogullarinin bilmedigi veya eskiden bilip sonradan nasil olduysa unuttugu bazi hasletlere sahip kaz halleriyle... oyle ki; birlikte hedef ve taktik belirliyor, plana gore hep birlikte hareket ediyorlar; yeri ve zamani geldiginde baskasina devretmek pahasina “koltuk”tan kalkiyor ve amir iken memur, memur iken amir olabiliyorlar sip diye; elestiri, ikaz kabul edebiliyorlar amir de memur da olsalar ve vefa duygusunu kaybetmiyorlar kilometrelerce yol katetmelerine ragmen...

ve biz onlara hala utanmadan kaz diyoruz... ve begenmedigimiz insanlara kaz kafali!

not: cizgi filmin muzigini yukledigim sunucudan silmek zorunda kaldim, isteyene e-posta olarak gonderebilirim.

elektrik kesildi, yazamadim?

gunluk bilgisayar basinda oturma surelerini abartmis olacagim ki, cuma gununden itibaren fena halde belim agridi. boyle olunca oturma eylemine ara verdim birkac gun... tabii ki evime ugramamazlik etmedim, sade hafta sonu yazarlarina cevap vermek icin bile olsa. dun aksam iki satir tikirdatip (ciziktirip karsiligidir) hasret gidereyim dedim ama, bu sefer de elektrik kesildi?? dogru bicimiyle yazmak gerekirse elektrikler gitti... olacak is degil burada aslinda ya... bana olur; ki buna benim standartlarimda aksilikcik bile denmez... bir sure mum isiginda oturduktan sonra (degerli esim okuldan gelip mumlari gorunce ne romantiksin diye dalga gecti, ben de yok elektrikler kesildi dedim, ikimizin toplam romantizmini burdan hesap edin) erkenden yatip uyuduk... n’apalim, elektrik olmayinca ısı yok, ışık yok, internet yok, oyun yok, su yok, cay da yok.... bir ara kitap okuyalim dedik mum isiginda, lakin birden annemin sesi cinladi kulaklarimda: “karanlikta okuma, gozlerin bozuluuur” diye... biz de okumadik.

aksam beste kesilen elektrik gece bir civari geldi ancak ve fakat internet baglantisi calismadi yine de. halbuki ben azimliydim, (bir de uyumus, uykumu almistim) yazacaktim.. kar yagdi diye olamaz herhalde butun bunlar degil mi? daha bu baslangic! haa bu arada lapa lapa kar yagiyor bizim kasabada, soylemis miydim?

Perşembe, Aralık 02, 2004

yolağzı (dümbe)

bu aksam, kirk yil dusunsem var olabilecegi aklima bile gelmeyecek bir site kesfettim, beni ta cocukluguma goturen... bu konuya bir miktar yabanci olan misafirlerin affina siginarak bahsetmek istiyorum, hemen sizi de yerli yapacagim simdi, merak etmeyin...

var olabilecegini tahmin etmezdim, zira halihazirda memleketimdeki bazi sehirler hakkinda bile boyle detayli bilgi veren kaynak bulmak zor internet ortaminda... ama bizim (babamlarin) karacabey'deki 200 ailelik yolagzi (dumbe) koyunun tam 11 sayfalik bir sitesi var. sadece koyun ve sakinlerinin fotograflarina ayrilmis yan sitesi de cabasi! iste adresi:

yolağzı (dümbe) köyü

siteyi kimin hazirladigini bulamadim, fakat fotograflarda tanidik yuzlere rastlamak, hele ki cocuklugumun yazlarinin gectigi evi gormek beni epey heyecanlandirdi... gece gece heyecanlandim ya, takdir edersiniz ki mutlaka paylasmam lazim. tabii bu konuyla ozellikle babamin ilgilenecegini dusunuyorum, fotograflardaki hemen herkesi taniyacagina eminim... yolagzi bir cerkes koyu, dolayisiyla sitede tur atarken arka planda calan cerkes muziginin de keyfini cikarabilirsiniz...

dusunen ve hazirlayanlarin ellerine saglik...

Çarşamba, Aralık 01, 2004

gagil gugul

google da! google da!